İnsanlar arasında en kalıcı bağları yaratan şey amacından sapmış cinsel eğilimlerdir.
Freud (1921).

Freud, aşkta nesne seçiminin dışlayıcı niteliğine yoğun bir dikkat sarf etmiştir. Şöyle yazar (1912): "Bir başka özellik, yani sevilen kadının biricik ve yeri doldurulamaz olması anlamına gelen aşırı değer atfetme olgusu da yine tamamen doğal biçimde çocukluk bağlamına yerleşir, çünkü insanın yalnızca bir tek annesi olur ve anneyle ilişkinin temelinde hiçbir kuşkuya yer bırakmayan ve asla yinelemeyecek bir olay vardır.
Öyle anlaşılıyor ki Freud, genital aşkı annenin- birincil nesne olarak ve oidipal nesne olarak- nesnesi olduğu arzuların, dürtülerin, duyguların ve çocuğun ensest engeli nedeniyle bastırmak ya da başkalaştırmak zorunda kaldığı- yeni nesneyle birlikte serbest bırakılabilecek cinsel dürtülerin tümünün birleşmesinin sonucu olarak kavramaktadır. Güncel aşk nesnesini ensest nesnesiyle özdeşleştirerek iktidarsızlığa ya da şefkat akımıyla tensel akımın bölünmesine yol açan bir oidipal saplantının söz konusu olduğu durumlar bu tablonun dışındadır.
Böyle bir durumda, şefkat, ensest nesnesinin bir ikamesi olan aşırı değer yüklenmiş (idealleştirilmiş) nesnelere yönelirken, tensel akım değersizleştirilen nesnelere kayar.
Balint genital aşkın bir bileşeni olarak psikanalitik
varır ve sorar: "Nasıl olmuştur da genital aşk, aşkınoidipal saplantının söz konusu olduğu durumlar bu tablonun dışındadır. Böyle bir durumda, şefkat, ensest nesnesinin bir ikamesi olan aşırı değer yüklenmiş (idealleştirilmiş) nesnelere yönelirken, tensel akım değersizleştirilen nesnelere kayar.
Balint genital aşkın bir bileşeni olarak psikanalitik 'şefkat" kavramını gözden geçirme noktasına gelir. Şefkatin (çeşitli sözcük köklerini temel alır), hastalığı, zayıflığı, olgunlaşmamışlığı çağrıştırdığı sonucuna varır ve sorar: "Nasıl olmuştur da genital aşk, aşkın olgunluğa ulaşmış bu biçimi, bu şüpheli refakatçisiyle birbirine karışmıştır?" Şu saptamada bulunur
Ne arzunun ne de genital doyumun söz konusu olduğu anlarda bile, incelik, özen, saygı vb gösterme ve talep etme eğilimindeyiz. Bu eğilim, karşı cinse kızışma dönemleri dışında ilgi duymayan çoğu hayvanın alışkanlıklarıyla karşıtlık içindedir. Oysa insanın eşine eksiksiz bir ilgi ve sürekli bir özen göstermesi beklenir.
Bu sürekli ilgi talebine koşut bir görüngü de insanın uzatılmış çocukluğunda görülür. Hayvanlarda yavruyla bağlar çok çabuk koptuğu halde insanın "ebeveynine bütün ömür boyunca sevgi, ilgi, saygı, korku, şükran göstermesi beklenir ve genellikle o da bunu yapar. Aşkta talep edilen de benzer bir şeydir." Yazar, bundan yola çıkarak genital aşkın "sanat ve din gibi" bir uygarlık yapımı olduğu ve "biyolojik doğamız ve gereksinimlerimiz dikkate alınmaksızın bize dayatıldığı" düşüncesine varır. Balint, "Tam genital işlevin çocuksu bir davranışla ilişkilendirildiğini" (söz konusu şefkattir) ileri sürer.

Aynı konuda şunları da söyler: "Genital aşk adını verdiğimiz şeyin genitallikle pek az ilişkisi vardır, nitekim genital cinsellik Yalnızca farklı
özden bir şeyin aşılandığı bir fidan olarak kullanılmaktadır.'' Kısacası, yazara göre, özü farklı olan bu şey (şefkat), arkaik olduğu için, psikoz ve madde bağımlılığına benzer bir biçimde, aşkın zayıf beni tehdit eden bir tehlikeyi temsil ettiğini düşündürmektedir.
Yüceltme nesne libidosuyla ilgili bir süreçtir ve dürtünün başka bir amaca, cinsel doyumdan uzaklaşmış bir amaca yönelmesine dayanır; burada vurgu, cinsel olandan uzaklaştıran sapmadadır. Idealleştirme nesneyle ilgili bir süreçtir ve bu süreçte nesne, doğası değişmeksizin ruhsal olarak büyütülür ve göklere çıkartılır. Idealleştirme, ben libidosu alanında olduğu kadar nesne libidosu alanında da mümkündür. Orneğin nesneye aşırı cinsel değer yüklemek onun idealleştirilmesidir, dolayısıyla, yüceltme dürtüyle ilgili bir süreci, idealleştirme ise nesneyle ilgili bir süreci tanımladığı ölçüde, bu iki kavramı birbirinden ayrı tutmak gerekir.
Freud (1921).

Freud, aşkta nesne seçiminin dışlayıcı niteliğine yoğun bir dikkat sarf etmiştir. Şöyle yazar (1912): "Bir başka özellik, yani sevilen kadının biricik ve yeri doldurulamaz olması anlamına gelen aşırı değer atfetme olgusu da yine tamamen doğal biçimde çocukluk bağlamına yerleşir, çünkü insanın yalnızca bir tek annesi olur ve anneyle ilişkinin temelinde hiçbir kuşkuya yer bırakmayan ve asla yinelemeyecek bir olay vardır.
Öyle anlaşılıyor ki Freud, genital aşkı annenin- birincil nesne olarak ve oidipal nesne olarak- nesnesi olduğu arzuların, dürtülerin, duyguların ve çocuğun ensest engeli nedeniyle bastırmak ya da başkalaştırmak zorunda kaldığı- yeni nesneyle birlikte serbest bırakılabilecek cinsel dürtülerin tümünün birleşmesinin sonucu olarak kavramaktadır. Güncel aşk nesnesini ensest nesnesiyle özdeşleştirerek iktidarsızlığa ya da şefkat akımıyla tensel akımın bölünmesine yol açan bir oidipal saplantının söz konusu olduğu durumlar bu tablonun dışındadır.
Böyle bir durumda, şefkat, ensest nesnesinin bir ikamesi olan aşırı değer yüklenmiş (idealleştirilmiş) nesnelere yönelirken, tensel akım değersizleştirilen nesnelere kayar.
Balint genital aşkın bir bileşeni olarak psikanalitik
varır ve sorar: "Nasıl olmuştur da genital aşk, aşkınoidipal saplantının söz konusu olduğu durumlar bu tablonun dışındadır. Böyle bir durumda, şefkat, ensest nesnesinin bir ikamesi olan aşırı değer yüklenmiş (idealleştirilmiş) nesnelere yönelirken, tensel akım değersizleştirilen nesnelere kayar.
Balint genital aşkın bir bileşeni olarak psikanalitik 'şefkat" kavramını gözden geçirme noktasına gelir. Şefkatin (çeşitli sözcük köklerini temel alır), hastalığı, zayıflığı, olgunlaşmamışlığı çağrıştırdığı sonucuna varır ve sorar: "Nasıl olmuştur da genital aşk, aşkın olgunluğa ulaşmış bu biçimi, bu şüpheli refakatçisiyle birbirine karışmıştır?" Şu saptamada bulunur
Ne arzunun ne de genital doyumun söz konusu olduğu anlarda bile, incelik, özen, saygı vb gösterme ve talep etme eğilimindeyiz. Bu eğilim, karşı cinse kızışma dönemleri dışında ilgi duymayan çoğu hayvanın alışkanlıklarıyla karşıtlık içindedir. Oysa insanın eşine eksiksiz bir ilgi ve sürekli bir özen göstermesi beklenir.
Bu sürekli ilgi talebine koşut bir görüngü de insanın uzatılmış çocukluğunda görülür. Hayvanlarda yavruyla bağlar çok çabuk koptuğu halde insanın "ebeveynine bütün ömür boyunca sevgi, ilgi, saygı, korku, şükran göstermesi beklenir ve genellikle o da bunu yapar. Aşkta talep edilen de benzer bir şeydir." Yazar, bundan yola çıkarak genital aşkın "sanat ve din gibi" bir uygarlık yapımı olduğu ve "biyolojik doğamız ve gereksinimlerimiz dikkate alınmaksızın bize dayatıldığı" düşüncesine varır. Balint, "Tam genital işlevin çocuksu bir davranışla ilişkilendirildiğini" (söz konusu şefkattir) ileri sürer.

Aynı konuda şunları da söyler: "Genital aşk adını verdiğimiz şeyin genitallikle pek az ilişkisi vardır, nitekim genital cinsellik Yalnızca farklı
özden bir şeyin aşılandığı bir fidan olarak kullanılmaktadır.'' Kısacası, yazara göre, özü farklı olan bu şey (şefkat), arkaik olduğu için, psikoz ve madde bağımlılığına benzer bir biçimde, aşkın zayıf beni tehdit eden bir tehlikeyi temsil ettiğini düşündürmektedir.
Yüceltme nesne libidosuyla ilgili bir süreçtir ve dürtünün başka bir amaca, cinsel doyumdan uzaklaşmış bir amaca yönelmesine dayanır; burada vurgu, cinsel olandan uzaklaştıran sapmadadır. Idealleştirme nesneyle ilgili bir süreçtir ve bu süreçte nesne, doğası değişmeksizin ruhsal olarak büyütülür ve göklere çıkartılır. Idealleştirme, ben libidosu alanında olduğu kadar nesne libidosu alanında da mümkündür. Orneğin nesneye aşırı cinsel değer yüklemek onun idealleştirilmesidir, dolayısıyla, yüceltme dürtüyle ilgili bir süreci, idealleştirme ise nesneyle ilgili bir süreci tanımladığı ölçüde, bu iki kavramı birbirinden ayrı tutmak gerekir.